#occupygezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#occupygezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2013 Salı

Mektup

Sevgili sarı saçlı mavi gözlü dev, unutulmaz lider, sonsuzluk,

Öyle dolu ki yüreğim, içimden geçenleri buraya akıtmak istedim.

Her şey evrende bir görev sahibiydi. Bulunma hal eki üzerine kurulu bir düzen vardı. Herkesin alnına kazınan bir görevi… Doğar doğmaz alnına bir kelebek kondurmuştu varlığının sebebini. Seninki liderlikti. Sorumlulukla, özveriyle, gerçekçilikle oyulmuştu her harfi. İçi parlak bir ışıkla doldurulmuştu ve güvenle tırnak içine alınmıştı. ‘’Lider.’’

Doğa her şeyiyle sana hazırlanmıştı sanki. Gökyüzü, deniz, güneş adeta hazır ol da beklemişti, emrine amadeydi hepsi. Karanlığa bir güneş gibi doğacaksın diye sarıydı saçların. Ağız dolusu üç hece olasın diye gökyüzü kendi rengini vermişti gözlerine. Son-suz-luk. Ve deniz, uçsuz bucaksız o mavi derin sular, ne çok yarıştı gökyüzüyle. Vücudundaki renk pigmentlerine giren doğa senin tarafındaydı ‘’sarı saçlı, mavi gözlü devim!’’
Padişah ve halifeliğe köklü bağlılık duyan bir halk vardı. Bu halk kurtuluşun onlarsız olamayacağını düşünüyordu. Bir yandan da bölgesel kurtuluş çareleri, İngiltere’nin koruyuculuğu, Amerika’nın güdümü dediler. Sen ‘’Efendiler!’’ dedin. ‘’Bu durum karşısında tek bir karar var. O da ulusun egemenliğine dayanan, kayıtsız şartsız bir Türk Devleti kurmak!’’ Samsun’a adımını attığında halka da bir adım yaklaştın. Kendi düşüncene inandırdın onları bir bir. Sonra da karşılığını aldın. Genci yaşlısı, kadını erkeği bir adımına karşılık bin adım attılar Kurtuluş Savaş’ında. Ya istiklal, ya ölümdü hedefin, meşaleyi ateşledin. Oysa ben rüyalarına girmek istedim senin. Ama hiç uyumuyordun ki. Memleketin hali göz kapaklarının arasındaydı. Kapatsan hedefin uçup gidecekmiş gibiydi.

Hatırlardan hiç çıkmayacak bir gece var yaşanan. Beyaz Kule Gazinosu’nda, genceciksin, yaşın 26. Kıvılcımlarını saçıyordun yine. Sormuştu arkadaşların:
-‘’Tam yetkili olsan sen ne yaparsın?’’ diye.

Verdiğin cevapla hayrete düşürmüştün onları. Örgütlenmeye çağırmıştın.
-‘’Bunları yapmak için peki sen ne olacaksın yoksa padişah mı?’’ demişlerdi ardından.

-‘’Hayır ondan da büyük!’’ diye yanıtlamıştın.
Haklı çıktın. ‘’Ondan da büyük’’ oldun. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu oldun, Cumhurbaşkanı oldun, 15 yıl yönettin eserini. Kurtuluştan, cumhuriyete oradan da devrimlerine taşıdın bizi. Ancak iş bununla da bitmemişti. Son nefesine kadar ülkeye adamıştın kendini. Gözlerini kapatıp, derin bir uykuya daldın. Gözlerinin rengini geri verdin gökyüzüne. Her sabah uyanıp onu selamlayalım ve ilham alalım diye.


Son cümlelerime gelecek olursam. Seni anlamaktan bahsedip duruyoruz ya bence seni anlamak için söylediğin sözlerin dibini görmemiz gerekir. Sözlerinin içine dalıp, dipteki kumları avuçlamalıyız. Kumların arasındaki midyelere sakladın çünkü sen onları. Kimi Samsun’a çıkarken attığın Karadeniz’de, kimi düşmanla beraber denize döktüğün Ege’de ve kimleri de Marmara’da, Akdeniz’de. Midyelerin kabuğu aralı kaldıkça çıkan ışık yolumuzu aydınlatacaktır, eminim buna. Hele bir sözün var ki tüm balık adamlar ve balık kadınlar onu üç öğün aklında tutmalı: ‘’Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.’’

#direnmustafakemalinaskerleri
Çapulcu Duygu Edirne'den bildirdi
 

8 Haziran 2013 Cumartesi

Bu Blog'ta Direniş Var

''Bıraksan o ağaç sadece gölge yapacaktı ama sayende meyve verdi.'' diyerek başlayalım söze. Her şey tek bir ağaç ile başladı önce. 

Ve Türkiye sinirlenince çok güzel oldu gerçekten.

Tencere tavamızı kaptığımız gibi çıktık sokaklara, caddelere, bulvarlara. Tek yürek, tek takım, tek bilek, tek ritim olduk bir anda. Aynı anda kararttık odalarımızda ışıklarımızı ve yine aynı anda aydınlattık. Bir türlü Atatürk dedirtemediğimiz Gazi Mustafa Kemal'in askerleri uyandı. Delirdik. Delirttik. Meydanlarda ''en az üç çocuk'' dediğine pişman ettik. ''Bizim gibi en az üç çocuk daha ister miydi ki?''

Annelerin de içi rahattı. ''Anamızı da alıp gelmiştik.'' Onlarda bizimle yürüdüler. Genç yaşlı, kadın erkek, politik apolitik herkes omuz omuzaydı. Özgürlük için, demokrasi için farklılıklar içinde birlik vardı.




Bir de öyle bir mizah çıktı ki ülkede şiddete, ölümlere rağmen güldürdü yüzümüzü. Bir yandan gözlerimiz dolarken bir yandan da tebessüm kondurdu dudağımıza. Karmakarışıktık. Bir tek mizahla başa çıkamıyorlardı. Birbirimizden aldık bu ilhamı, mitoz gibi çoğalttık.

                             


Dünyaya da yeni bir kelime öğrettik: Çapulcu. Türk medyasının içmiş olduğu ayran vücutta laktik asit fermantosyonu yapınca uykuya sebep oldu. Bizim medya uyuyadursun dünya bizi konuştu.


Bir de bu yazıyı okurken Red Hot Chili Pepper dinlerseniz etkisi daha yüksek olur. Pardon Red Hot Chili Tayyip mi demeliydim yoksa?

Sözün özü, başka bir şeydi bu. Başka olan bambambaşka bir şey. Başkalaşmış insan, başkalaşmış millet diğerleri sadece koyundu. Klonlanmış koyun.

Çapulcu olduk, provokatör olduk, marjinal olduk, ayyaş olduk hiç sorun değil koyun olmayalım da.

Çapulcuseverden